Ormanın kenarında yaşayan minik bir tavşan vardı. Adı Pıtırcık’tı. Pıtırcık, tüyleri kadar yumuşak kalpli ve kulakları kadar dikkatli bir tavşandı. Ancak onu en çok tanıtan özelliği zıplamalarıydı. O kadar çok zıplardı ki, kimi zaman kuşlar bile onu kıskanırdı. Ama bu zıplamaların bir sebebi vardı: Pıtırcık hayallerine ulaşmak istiyordu.
Bir gün, ormanın diğer ucunda büyüleyici renklerde açan bir çiçeği görmek istedi. Ama arada dikenli yollar, küçük bir dere ve çamurlu bir alan vardı. Arkadaşları, “Zor olur, yapamazsın,” dediler. Ama Pıtırcık pes etmedi. “Hayallerime zıplaya zıplaya ulaşırım!” dedi.
İlk olarak dikenli yolu aştı. Minik adımlarıyla dikkatli bir şekilde sıçradı. Ardından derenin kenarına geldi. Su serindi ama kararlılığı sıcaktı. Zıplayarak taşların üstünden geçti. Son olarak çamurla kaplı alanda ayakları kaydı ama yılmadı. Düştü, kalktı, tekrar zıpladı.
Sonunda büyülü çiçeğe ulaştı. Gözleri parladı, kalbi hızla attı. “Zıplayarak geldim, ama inancımla başardım,” dedi. O günden sonra ormanda bir söz dolaşmaya başladı: “Pıtırcık gibi zıpla, yeter ki düşme korkusu seni durdurmasın.”
Masalın Sonu: Engeller, inançla zıplanır. Cesaret, küçük adımlarla büyür.





